"Seni
seviyorum" demezse...
Erkekler sevgi sözcüklerini kullanmakta epey zorlanır.
Çoğuna göre sevgi, dile getirilmek yerine davranışlarla
sergilenmeli...
Sürekli birilerini sevme ihtiyacı
duyarız. Sevildiğimizi duyabilmek, başka biçimiyle de
"onay" almak için elimizden geleni yaparız. Sonra da "bu
kadar sevdiğim bir insan, bana nasıl böyle bir kötülük
yapar?" diye küçücük bir haksızlığa uğradığımızda acılar
içinde kıvranırız. Her insanın sevgiye, sevildiğini
hissetmeye ihtiyacı vardır. Sevgilisi tarafından, eşi,
annesi, babası, kardeşleri, iş arkadaşları ve çevresinde
önemsediği insanlar tarafından sevildiğini hisseden kişi
nasıl da ayaklarının üzerinde "güçlü" durur. Sevginin
verdiği "başı dik" duruştur bu.
"Bana hep sevdiğini söyle!"
Kadınlar durmadan tekrarlanmasını isterler sevgi
sözcüklerinin. Erkeklerin böyle bir sorunu yoktur, çünkü
her aklımıza geldiğinde söylediğimizden bizden bolca
duyarlar bu sözleri. Sakın bundan yakındığımızı
düşünmeyin, tam tersi insanların yeme içme ihtiyacı gibi
sevgi sözcüklerine de ihtiyacı var. Biz her "Seni
seviyorum" dediğimizde, evet seviyoruz ama "Sen de beni
seviyor musun?" sorusunu da yanında sorarak ve cevabını
bekleyerek. Bu kendimize güvenmediğimizden, karşımızdaki
kişinin bizi sevip sevmediğini kontrol etmek ya da
sevdiğini bilmediğimizden değildir; yalnızca "Hayatımdan
memnunum, senin de memnun olmanı istiyorum ve elimden
geleni yapıyorum"un cevabını alabilmek içindir.
"Sevgine ihtiyacım var!"
Nasıl yetiştirildiğimizi bir düşünün; aileni memnun etme,
hayaller, aşk dolu Türk filmleri, eşini memnun etme,
çocuklarını sevme, koruma, bolca fedakarlık, fedakarlık...
Tamam erkekler de bu "memnun etme"lerle yetişiyor ama
onlar "maddi memnuniyetler" aşılanarak büyüyorlar.
İhtiyaçlarımızı karşıladıkları ölçüde sevgilerinden de
emin olmamızı bekliyorlar ve bu onların sevgilerinin
kanıtı haline geliyor. Ah, bir bilseler insanın
sevildiğini duymak ya da birine sevdiğini söylemek kadar
ihtiyaç duyduğu başka şey olmadığını...
"Sevdiğimi gösteriyorum ya!"
"Sevmiyorum durmadan bunu kodlamayı, sana sevdiğimi
göstermek daha çok hoşuma gidiyor." Bu da erkeklerin
ağzından sıkça duyduğumuz bir cümle. Evet, haklılar da...
Sevgiyi duymak kadar hissetmek de çok önemli. Ama, o
sihirli iki sözcük var ya, dünyaya bedel geliyor insana.
Stresli, yorucu bir günün ardından ya da hayatınızda her
şey yolunda giderken size gönderdiği bir öpücük, size
sarılması yanında, gözlerinizin ta içine bakarak "Seni
seviyorum" demesini istemez misiniz?
"Bir türlü istediğim gibi davranmıyor!"
Bambaşka iki kişilik, farklı hayatlar... Bir araya gelip,
uzlaşmak o kadar kolay mı? Doğrularınız arasında ortayı
bulmak, onu olduğu gibi, günahıyla sevabıyla kabul
etmek... Zor, çok zor... Birini sevdiğimizde, onun kendi
hayatına dair, bizim pek de görmek istemediğimiz huyları,
davranış biçimleri bizi nasıl da huzursuz eder. Asla onun
da kendine ait bir dünyası olduğunu kabul edemeyiz. Her
şeyi kendi açımızdan düşünür, "ben bu durumda şöyle
yapardım" der, onu suçlarız. Sıklıkla da, onda gördüğümüz
hatalar, zaten bizde varolanların yansımalarıdır;
karşımızdaki kişi aracılığıyla kendimizi eleştiririz.
Başkalarına kusur bulmak ne kadar da kolay değil mi?
Kendimize olan güvenimiz azaldığı ölçüde, mükemmel bir
ilişki arayışımız da artar. Çünkü böylece, mükemmel bir
insan seçerek kendimize olan güvenimizi telafi yoluna
gideriz. Aslında mükemmel gördüğümüz biri tarafından
seçilmek içindir bütün yapılan.
"Yoksa ben deli miyim?"
Bazen bu olasılığı bile gözönünde
bulunduruyoruz! Çünkü paranoya paranoya paranoya... "Neden
böyle söyledi, neden ben öyle dediğimde böyle söylemedi,
bana niye öyle nefret edermiş gibi baktı, ben olsam böyle
derdim, eyvaaaah bize neler oluyor?" Asıl size neler
oluyor? Şöyle derin bir nefes alın, arkanıza yaslanın. Her
şey yerli yerinde. Ama , o iki sihirli sözcüğe bağlı...
Madem seviyorsunuz, söyleyiverin. Bir düşünün bütün gün ne
sözcükler sarfediyorsunuz. İki güzel kelimenin lafı mı
olur?
|